Dijital Sıkıyönetim: Kamu Düzeni Gerekçesiyle Kamunun Susturulması

İFÖD’ün EngelliWeb 2025 Raporu Yayımlandı: 2025, Türkiye’de Dijital Sansürün “Dijital Sıkıyönetim” Rejimine Dönüştüğü Yıl Oldu

17 Haziran, 2026

İfade Özgürlüğü Derneği (“İFÖD”) tarafından hazırlanan “Dijital Sıkıyönetim: Kamu Düzeni Gerekçesiyle Kamunun Susturulması” başlıklı EngelliWeb 2025 raporu yayımlanmıştır. Prof. Dr. Yaman Akdeniz ve Uzman Araştırmacı Ozan Güven tarafından hazırlanan rapor, Türkiye’de 2025 yılı boyunca erişim engelleme, içerik çıkarma, bant daraltma, sosyal medya hesaplarının Türkiye’den görünmez kılınması, teknik altyapı hizmetlerinin hedef alınması ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmaması pratiklerini kapsamlı biçimde değerlendirmektedir.

Rapor, 2018-2024 yılları arasında yayımlanan EngelliWeb raporlarının devamı niteliğinde olup, yargı eliyle uygulanan keyfi ve denetimsiz müdahalelerin ifade ve basın özgürlüğü üzerindeki sistematik baskısını belgelemektedir. Özellikle sulh ceza hakimlikleri tarafından verilen kararların, kamu yararına hizmet eden haberlerin ve bilgilerin hem dolaşımdan kaldırılmasına hem de dijital hafızadan silinmesine yol açtığı ortaya konulmaktadır.

İFÖD’ün 2025 raporuna göre, Türkiye’de İnternetin özgürleştirici potansiyelinin yerini giderek daha kapalı, denetlenen ve cezalandırıcı bir dijital rejim almaktadır. 2025 yılı da “gerçeğin haberleştirilmesinin” suç sayıldığı bir yıl olarak kayıtlara geçmiş; rapor, sansürlenen içerikleri ifşa etmek, kamusal hafızayı korumak ve susturulmak isteneni görünür kılmak amacıyla hazırlanmıştır.

Raporun Öne Çıkan Başlıkları

Dijital Sıkıyönetim: Kamu Düzeni Gerekçesiyle Kamunun Susturulması

2024 yılı Türkiye’de dijital sansürün yalnızca derinleştiği değil, aynı zamanda Kafkaesk bir boyut kazandığı yıl olmuştu. Instagram’a yönelik kısa süreli erişim engellemesinden Wattpad, Roblox ve Discord gibi küresel platformların süresiz engellenmesine kadar uzanan uygulamalar, sansürün absürt, öngörülemez ve bireyleri çaresiz bırakan doğasını gözler önüne sermişti.

2025 yılı ise bu Kafkaesk tabloyu, “kamu düzeni” ve “millî güvenlik” gerekçesiyle toplumun tüm kesimlerini hedef alan bir dijital sıkıyönetime dönüştürmüştür. Rapor, erişim engelleme ve bant daraltmanın artık yalnızca “olağanüstü durumlara” özgü istisnai tedbirler olmadığını, aksine her toplumsal gerilim anında otomatik olarak devreye sokulan rutin bir baskı aracına dönüştüğünü göstermektedir.

Türkiye’den erişime engellenen web sitesi ve alan adı sayısı 1,5 milyonu aştı

EngelliWeb 2025 raporunda, 2025 yılı sonu itibarıyla Türkiye’den toplam 1.505.484 web sitesi ve alan adına, 875 farklı kurum ve hakimlik tarafından verilen 1.284.464 farklı karar doğrultusunda erişim engellendiği tespit edilmiştir. Bu tablo, erişim engelleme tedbirlerinin Türkiye’de kalıcı, yaygın ve çok aktörlü bir dijital denetim rejimine dönüştüğünü göstermektedir.

19 Mart Süreci: Bant Daraltma ve Toplu Sosyal Medya Engelleri

19 Mart 2025 tarihinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınması ve ardından tutuklanmasıyla başlayan süreç, dijital sansür mekanizmalarının toplumsal muhalefet karşısında ne kadar hızlı devreye sokulabildiğini ortaya koymuştur.

Rapor, bu süreçte X, YouTube, Instagram, WhatsApp ve diğer platformlara uygulanan bant daraltmayı, protestolar sonrasında sosyal medya hesaplarının toplu biçimde erişime engellenmesini ve öğrenci inisiyatifleri, kadın örgütleri, bağımsız gazeteciler, hak savunucuları, sanatçılar ve muhalif siyasetçilerin hedef alınmasını 2025’in dijital sıkıyönetim pratiğinin en görünür örneklerinden biri olarak değerlendirmektedir.

Eylül 2025’te CHP İstanbul İl Başkanlığı’nın polis ablukasına alınmasının ardından uygulanan ikinci bant daraltma ve Signal gibi şifreli haberleşme uygulamalarının da hedef alınması ise sansürün menzilinin haber alma hakkının ötesine geçerek haberleşme özgürlüğünü de kapsayacak şekilde genişlediğini göstermiştir.

8/A Maddesi: İstisnai Tedbirden Denetim Dışı Sansür Aracına

5651 sayılı Kanun’un 8/A maddesi, 2025 yılında emsalsiz boyutlara ulaşmıştır. Önceki yıllarda ağırlıklı olarak Kürt ve sol görüşlü haber siteleri ile muhalif gazetecileri hedef alan bu madde, 2025’te kapsamını radikal biçimde genişletmiştir.

Rapora göre, 8/A maddesi artık yalnızca millî güvenlik veya kamu düzenine yönelik açık ve yakın tehditlerle sınırlı bir tedbir olmaktan çıkmış; kamu yararına haberlerin, gazetecilerin, öğrenci inisiyatiflerinin, sivil toplum aktörlerinin, muhalif kampanya hesaplarının ve toplumsal protestolara ilişkin bilgi akışının bastırılmasında kullanılan temel araçlardan biri haline gelmiştir.

Bu dönüşümün iki temel nedeni bulunmaktadır. Birincisi, Anayasa Mahkemesi’nin 5651 sayılı Kanun’un 9. maddesini iptal etmesiyle oluşan hukuki boşluktur. Siyasetçiler, üst düzey bürokratlar ve iktidara yakın sermaye grupları, haklarındaki yolsuzluk, rüşvet, adam kayırma ve benzeri iddiaları içeren haberleri artık “millî güvenlik” ve “kamu düzeni” kılıfıyla 8/A maddesi üzerinden sansürletmeye başlamıştır. İkincisi ise 19 Mart 2025 sürecidir: toplumsal muhalefetin bastırılması amacıyla 8/A maddesi sistematik biçimde araçsallaştırılmıştır.

Şeffaflıktan Uzak, Gerekçesiz ve Şablon Kararlar

Raporda, 8/A maddesi kapsamında verilen kararların büyük çoğunluğunun gerekçesiz ve şablon ifadelerle verildiği; yaptırım bildirimlerinin BTK üzerinden haber sitelerine iletilirken gönderim eklerinde ilgili sulh ceza hakimliği kararlarının yer almadığı; kararların ilgililere gecikmeli olarak tebliğ edildiği veya hiç gönderilmediği tespit edilmiştir.

X platformunun BTK’dan gelen 8/A kararlarına süratle uyarak kullanıcı hesaplarını Türkiye’den görünmez kıldığı, ancak sansürün dayanağı olan kararları kullanıcılara iletmekten imtina ettiği de raporda ayrıca değerlendirilmiştir. Bu şeffaflık yokluğu, ifade özgürlüğü ihlallerini ağırlaştırmakta, etkili itiraz yollarını işlevsizleştirmekte ve sansürün kapalı devre bir mekanizma içinde uygulanmasına yol açmaktadır.

9. Madde İptal Edildi, Sansür Yer Değiştirdi

Anayasa Mahkemesi’nin 5651 sayılı Kanun’un 9. maddesini iptal etmesi, kişilik hakları gerekçesiyle uygulanan sansür mekanizmasını sona erdirmemiştir. Rapor, 9. maddenin iptalinin ardından sansürün yalnızca hukuki etiket değiştirerek 8/A, 9/A ve hukuk mahkemelerinin ihtiyati tedbir kararları üzerinden yeniden kurulduğunu ortaya koymaktadır.

Bu kapsamda kişilik hakları ihlali iddiaları, 2025 yılında “millî güvenlik”, “kamu düzeni”, “özel hayatın gizliliği” ve ihtiyati tedbir mekanizmaları üzerinden işlenmeye başlamıştır. Rapor, bu dönüşümün 9. maddenin sağladığı geniş müdahale alanının farklı kanallardan yeniden üretildiğini ve sansürün ortadan kalkmadığını, yalnızca yer değiştirdiğini göstermektedir.

Teknik Altyapı ve Dijital Hizmetler de Hedefte

2025 yılında erişim engelleme kararları yalnızca haberler ve sosyal medya içerikleriyle sınırlı kalmamış; teknik altyapı hizmetleri, eSIM sağlayıcıları, oyun ve yayın platformları, dinamik DNS hizmetleri, arşivleme araçları ve dijital servisler de yaptırımların hedefi olmuştur.

Raporda, Netlify, archive.today, Duck DNS, Amazon IVS altyapısı, eSIM sağlayıcıları ve farklı dijital hizmetlere yönelik engelleme kararları, erişim engellemenin bireysel içerik hedeflemesinden altyapı katmanlarının devre dışı bırakılmasına doğru evrildiğinin göstergesi olarak değerlendirilmektedir. Bu gelişme, aşırı engelleme sorununu derinleştirmekte ve yalnızca hedef alınan içeriği değil, aynı altyapıyı kullanan çok sayıda meşru hizmeti ve kullanıcıyı da etkilemektedir.

Anayasa Mahkemesi Kararları Uygulanmadı: Dijital Hafıza Silinmeye Devam Etti

Raporda, Anayasa Mahkemesi’nin 5651 sayılı Kanun’un 9. maddesine ilişkin ihlal kararlarının uygulanmaması da ayrı bir yapısal sorun olarak ele alınmıştır. Abdullah Kaya ve Diğerleri kararında verilen ihlal kararlarının önemli bir kısmında sulh ceza hakimlikleri tarafından yeniden yargılama yapılmamış, erişim engelleme ve içerik çıkarma kararları kaldırılmamış ve ihlaller fiilen sürdürülmüştür.

Bu durum, ifade ve basın özgürlüğüne yönelik ihlallerin yalnızca devam etmekle kalmadığını, aynı zamanda anayasa yargısı kararlarının sistematik biçimde uygulanmaması nedeniyle daha derin ve yapısal bir krize dönüştüğünü göstermektedir. Rapor, Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmaması pratiğinin bireysel başvuru mekanizmasını etkisizleştirdiğini, sansür kararlarını kalıcılaştırdığını ve dijital hafızanın silinmeye devam etmesine yol açtığını ortaya koymaktadır.

“Sansür Artık Tek Bir Yasa Maddesiyle Sınırlı Değil”

EngelliWeb 2025 raporunun temel tespiti, Türkiye’de dijital sansürün artık tek bir yasa maddesi, tek bir kurum veya tek bir yaptırım türüyle sınırlı olmadığıdır. Erişim engelleme, içerik çıkarma, bant daraltma, sosyal medya hesaplarının görünmez kılınması, VPN engellemeleri, RTÜK müdahaleleri, ihtiyati tedbir kararları ve cezai soruşturmalar birlikte işleyen çok katmanlı bir dijital denetim rejimine dönüşmüştür.

İFÖD, ifade ve basın özgürlüğünün korunabilmesi için erişim engelleme yetkilerinin sınırlandırılması, denetime tabi tutulması, kararların şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşılması, Anayasa Mahkemesi kararlarının derhal uygulanması ve erişim engellemenin yalnızca istisnai, ölçülü ve yargısal denetime açık bir tedbir olarak kullanılmasının demokratik bir zorunluluk olduğunu vurgulamaktadır.


Basın Açıklaması ile İlgili Bilgiler

EngelliWeb 2025: Dijital Sıkıyönetim: Kamu Düzeni Gerekçesiyle Kamunun Susturulması başlıklı rapor, İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yaman Akdeniz ve Uzman Araştırmacı Ozan Güven tarafından hazırlanmıştır.

Raporun Web Adresi: https://ifade.org.tr/reports/EngelliWeb_2025.pdf

Rapor İçin Referans: İfade Özgürlüğü Derneği, EngelliWeb 2025: Dijital Sıkıyönetim: Kamu Düzeni Gerekçesiyle Kamunun Susturulması, Temmuz 2026, ISBN: 978-625-90146-1-6, https://ifade.org.tr/reports/EngelliWeb_2025.pdf

İfade Özgürlüğü Derneği Hakkında: Merkezi İstanbul’da bulunan İfade Özgürlüğü Derneği (“İFÖD”) Ağustos 2017 içinde kurulmuştur. Dernek, dil, din, ırk, cinsiyet, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği, yaş, engellilik, politik görüş farklılığı ve diğer nedenlere dayalı hiçbir ayrım gözetmeksizin ifade özgürlüğü hakkına yönelik ihlallerin önlenmesi ve sona erdirilmesine odaklanmıştır.

Bu anlamda, ifade özgürlüğü hakkı ihlale uğrayan veya bu hakkı tehlike altında olan kişilere yaşadıkları ihlallere karşı hukuki yardım sağlamak, bu amaçla araştırma, eğitim, ulusal ve uluslararası işbirliği dahil çalışmalar yapmak ve dayanışmak ayrıca bu kişilerin haklarının güvence altına alınmasına katkıda bulunmak amacı ile kurulmuştur.